Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD. ile odyoloji üzerine sohbet ettik.

0
439

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Odyoloji Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Ferda Akdaş’la odyoloji üzerine konuştuk.

Atılım Atılgan, PhD.: Öncelikle vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Bildiğiniz üzere 2011 yılı temmuz ayında meslek yasamız kabul edildi. İsterseniz sohbetimize meslek yasası hakkında konuşarak başlayalım. Meslek yasamızın eksik yönleri var mı?

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Meslek yasasında odyologun genel tanımı yapılmış, fakat yetkileri tam olarak belirlenmemiştir. Oysa ki yasada yetki belirleyecek şekilde iş tanımının ve işitme aletleriyle ilgili bir tanımın yapılması gerekir. Şu anda ülkemizde herhangi bir hastanede ya da KBB hekiminin kendi özel muayehanesinde odyometrist tarafından işitme testi yapılıp, işitme aleti firmasına yönlendirilen hastaya işitme aleti firmasındaki kişi işitme aleti seçip, satabiliyor. Ama diğer taraftan odyoloji uzmanlarının, yani 4 senelik bir fakülte eğitimi üzerine 3 sene yüksek lisans, 4 sene doktora yapmış bir kişinin klinikte aletleri deneyerek uygun aleti seçme işleminden sonra alet raporunda imza yetkisi yokken, herhangi bir işitme aleti satıcısı çok rahatlıkla hastaya işitme aletini uygulayıp satabiliyor. Burada bir terslik var. Hastanın kullanacağı işitme aletinin mutlaka odyolojide, odyolojinin klinisyeni tarafından belirlenebilmesi gerekir. Bu konuda etik değildir tartışmaları oluyor. Bu da yanlış birşey. Niye etik olmasın ki? Bu benim yaptığım iş. İşitme aletini seçme benim mesleğimin bir parçası. O halde işitme aleti seçimini benim rahatlıkla yapabilmem, kağıda döküp yazabilmem lazım. Çünkü işitme cihazı seçimi yaparken hangi alet hangi hasta üzerinde, hangi tip işitme kaybı üzerinde daha etken ona bakıyorum.

Atılım Atılgan, PhD.:: Meslek yasasına göre odyolog özel pratik alanda, bir klinikte bağımsız olarak çalışamıyor.

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Düzenleme yapılması gerekir. Yasa şu anda serbest çalışmaya olanak sağlamıyor. Fakat Dünya’da bunun örnekleri var. Amerika’ya, İngiltere’ye ya da Avrupa’nın diğer ülkelerine baktığımızda odyologların serbest çalışabildiklerini görüyoruz.

Atılım Atılgan, PhD.: Sizce bir hasta KBB muayenesi olmadan da odyoloji kliniğine başvurabilir mi?

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.:Tabi ki başvurabilir. Odyoloji klinisyeni hastayı hekime ne zaman yönlendireceğini çok iyi bilir. Örneğin hastada iletim tipi işitme kaybı, kulak zarında perforasyon varsa yaptığı testlerle bunu saptar ve KBB hekimine yönlendirir. O halde ne tür bir mahsuru olabilir ki iyi eğitim görmüş bir klinisyenin o hastayı görmesinde? Hiç bir mahsur olamaz.

Atılım Atılgan, PhD.:: Yapılan uygulamada kişinin sağlığını etkileyecek bir durum olmayacak.

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.:Kesinlikle olmayacak. Diyelim ki “İşitme siniri üzerinde tümör var”. Odyolog zaten yaptığı testlerle tümör şüphesini görüyor ve hastayı hekime yönlendiriyor. Bir başka durumda, kulak zarındaki perforasyon attikte ise KBB uzmanı otoskop kullandığında perforasyonu göremeyebilir. Ama odyolog perforasyon bulgusunu yaptığı akustik immitansmetri incelemesinde elde edecektir. Bu yüzden sokaktan geçen herhangi birinin odyoloji uzmanına görünmesinde herhangi bir sakınca görmüyorum. Uzman, medikal ya da cerrahi durum gerektiren bir durum tespit ettiğinde gerekli yerlere yönlendirmesini yapar. Bizim yaptığımız iş bir noktada hekimlere tanı koymada yardımcı olmak, yol göstermektir. Nasıl radyolojik inceleme hekime yol gösteriyorsa odyolojinin yaptığı testler de yol gösterir.

Atılım Atılgan, PhD.:: Odyoloji pratiğinde odyologun kulak izi almak dışında yaptığı girişimsel bir şey var mı?

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Kesinlikle yok. Hastaya zarar verecek herhangi bir durum yok. Aslında Amerika’da serumen temizleme dersleri bile var. Ama biz serumen temizlemeyle uğraşmıyoruz.

Odyologun hastayı hekime yönlendirmesinin yanı sıra, bir de hekimin hastasını odyolojiye yönlendirmesi var. KBB hekiminin, odyolojide yapılacak testleri işaretleyerek yönlendirmesine karşıyım. Bu durum odyoloji uzmanını değerlendirme yapmada yanıltabilir. Örneğin hekim, saf ses eşikleri ve refleksleri görmek istiyor olsun. Hava yolu saf ses eşikleri tek başına bir şey ifade etmez. Mutlaka kemik yolu ile birlikte görmek gerekir. Ancak hava ve kemik yolu eşikleri bir arada değerlendirildiğinde işitme kaybının tipi hakkında fikir sahibi olunabilir. Bununla birlikte mutlaka konuşma testi de yapılmalıdır. Bu herşeyden önce elde edilen saf ses eşiklerinin sağlaması için yapılır. Sadece konuşmayı anlama testi değil, konuşmayı ayırt etme testini de yapmak gerekir. Konuşmayı ayırt etme yüzdesinde beklenmedik oranda düşüş görüldüğünde bu sonuç retrokoklear alanda bir sorun olduğunu gösterir ve yapılması gereken testlerle ilgili bize bilgi verir. Sadece refleks bakmak zaten söz konusu değildir. Önce timpanogramın görülmesi gerekir. Timpanogram yapmadan timpanogramın tepe noktasını bulmadan refleks yapamazsınız. O halde timpanogram şart. “Sadece refleks bakın.” demek olmuyor. Retro koklear patolojiden şüpheleniyorsanız, doğrulamak için başka testler de yapmalısınız. Özellikle işitsel beyinsapı cevabı testi yapılmalıdır. İşitsel nöropatide işitme eşikleri normal olabilir ama çok düşük konuşmayı ayırt etme yüzdesi gözlenir, akustik refleksleri olmayabilir. “Tümör mü? Yoksa işitsel nöropati mi?” anlamak için işitsel beyinsapı cevabı testi mutlaka uygulanmalıdır. Daha sonra odyolog, elbette ki hastayı KBB hekimine, bulgulara göre odyolojik değerlendirme raporuyla birlikte yönlendirir.

Atılım Atılgan, PhD.: Odyolojik açıdan ezber olan bazı klinik bulgular var. “Hava kemik aralığı her zaman orta kulak patolojisini gösterir.” şeklinde bir inanış mevcut. Orta kulakta herhangi bir patoloji gözlenmediği halde hava kemik aralığının varlığı söz konusu olduğunda ne düşünülmeli? Hekim hastasını yapılacak testleri belirleyip mi göndermeli?

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Hekim, hastasını “Odyolojik inceleme yapılması gereklidir.” diyerek odyologa yönlendirmesi yeterlidir. Alçak frekanslardaki hava kemik aralığı ve bununla birlikte refleks mevcudiyeti, asimetrik işitme eşiklerinin varlığı, geniş vestibüler kanal lehinedir. Ancak hava kemik aralığının oluşu genel olarak orta kulakta sıvı olduğunu düşündürdüğünden hekim tüp takma yoluna gidebilir. Böyle durumlarda çoğu kez normal timpanogram varlığı göz ardı edilir. Halbuki öyle değil. Timpanograma bakıyorsun. Normal timpanogram elde edilmiş. Alçak frekanslardaki hava kemik aralığı hekimlerde otoskleroz olabileceğini düşündürüyor. Halbuki otoskleroz da değil. Refleksin görülmesi yol göstermelidir. Gördüğünüz gibi “Sadece saf ses hava kemik eşiklerine bak, gönder” demek yeterli değil. Mutlaka batarya halinde testleri uygulamak lazım.

Atılım Atılgan, PhD.: Türkiye’de odyoloji alanında uzman odyologların yanı sıra odyometri önlisans programlarından mezun arkadaşlar da odyoloji pratiğinin içersinde yer alıyor. Odyometristler derneğinin ve odyometrist arkadaşlarımızın lisans tamamlama talepleri bulunuyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz.

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Lisans tamamlama konusunda arkadaşlar haklı olabilirler. Çünkü bu okula başlarken veya devam ederken kendilerine lisans tamamlama şansının verileceğine dair bir takım sözler verilmiş olabilir. Dolayısıyla kişilerin o sözlerin tutulmasını beklemeleri kadar doğal birşey olamaz. Ancak lisans tamamlamanın şartları vardır. Lisans tamamlama şartları sadece odyometristler için değil, diğer alanlar için de geçerlidir. İki sene önlisans okuyan bütün öğrenciler lisans tamamlayacakları zaman belirlenmiş şartlara uymak zorundadırlar. Örneğin mezuniyet notlarının yüksek olması, dikey geçiş sınavı gibi belirlenmiş şartlar olacaktır. O şartları karşılayanların lisans programlarına geçiş yapmaları mümkündür. Ama bu demek değil ki her odyometri mezunu lisans tamamlama hakkı kazanacak.

Atılım Atılgan, PhD.: Odyometristlerin tamamına dikey geçiş hakkı tanınsa bile akademisyen yetersizliği sebebiyle arkadaşların eğitim almaları mümkün olmayacaktır.

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Odyoloji bölümünün açıldığı üniversitelerde dikey geçiş söz konusu olabilir. Dikey geçiş ve lisans tamamlamayı iki senenin devamı gibi düşünmemek gerekir. Odyometri programı içersinde öğrencinin hangi dersleri aldığına, derslerin niteliklerine, öğrencinin yeterliliğine bakmak gerekir.

Atılım Atılgan, PhD.: Dil konuşma alanında odyologun pratiği ve sınırları neler olmalıdır?

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Çok güzel bir soru. Bu konuda benim fikrimi aslında odyoloji camiasındaki herkes bilir. Dil ve konuşma terapistinin olmadığı yerde odyoloji uzmanı konuşma bozukluğu olan kişilere yardımcı olmak için belki bazı çalışmalar yapabilir. Fakat dil ve konuşma terapisti varsa odyologun bu konuyla uğraşması doğru değildir. Eğer odyolog herşeyi yapacak olsaydı dil ve konuşma patologlarına ihtiyaç olmayacaktı. Dünya’nın birçok ülkesinde dil ve konuşma patolojisi ayrıdır, odyoloji ayrıdır. Dil konuşma patolojisi deyince sadece artikülasyon bozukluğu, kekemelik düşünülmemelidir. Bunun dışında yarık dudak- damak, afazi gibi bir çok dil ve konuşma bozukluğu vardır. Bir kişinin hem odyolojiyle hem de dil ve konuşma terapisiyle uğraşması mümkün değildir. Kaldı ki odyolojinin bile kendi içinde bölünmesi gerekir. Genel odyoloji eğitimi sonrası kişinin ayrı ayrı sahalarda “Pediatrik odyolog mu, erişkin odyologu mu, endüstri odyologu mu?” olacağının belirlenmesi önemlidir. Eğitim odyolojisinde de aynı şekildedir. Aslında odyologlar tek bir şekilde, tek okuldan yetişmelidir. Önce herkes odyolog olmalı daha sonra “Eğitim odyologu mu olur pediatrik odyolog mu olur? daha sonraki aşamada seçilmelidir. Eğitim odyologunun da işitme aletinden anlaması, işitme testleri yapabilmesi, okullarda çalıştığı zaman orta kulak problemlerini anlaması, gerçek kulak ölçümü yapabilmesi gerekir. Konu sadece işitme engellilerin eğitimiyse, onu zaten özel eğitim bölümünden mezun kişiler yapmaktadır. Eğitim odyolojisi aslında odyolojinin üzerine yapılan bir eğitimdir. Ayrı bir eğitim değildir.

Atılım Atılgan, PhD.: Odyolog ABR yaptıktan sonra bir sonraki seansta konuşma terapisine girerse…

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Olur mu? Hepsi yüzeyel kalır. Olmaz. Bir konuyu derinlemesine araştırabilmek için sadece bazı konularda çalışmak her zaman için kişiyi daha çok bilgiye götürür. Unutulmaması gereken nokta şudur: Bir insan aynı işi yaparsa o işin özelliklerini daha iyi kavrar. Hem onu yapayım hem bunu yapayım hem ötekini yapayım derse o zaman her şey yarım kalır.

Atılım Atılgan, PhD.: İşitme cihazı sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin bünyelerinde çalıştırılmak üzere yetişmiş odyoloji uzmanı desteğini alamadıklarını ve sıkıntılarının olduğunu biliyoruz. Eleman eksikliğini gidermek için bazı sertifika programları ya da hizmet içi eğitimler düzenlenebiliyor. Bir sene önce sekreter olarak işe alınmış birisi bir bakıyorsunuz bir sene sonra işitme cihazı uyguluyor. Devletin bu konuda düzenleme yapmaya yönelik bir takım girişimleri var. Örneğin işitme cihazı satış merkezlerinde çalışanlar için sertifika programı düzenlendi. Aynı sorun dil konuşma terapisi alanında da var.

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Bu kaotik durumun engellenmesi için meslek tanımlarının çok dikkatli bir şekilde yapılması lazım. Böyle kısa süreli eğitim programlarıyla da insanlara bazı yetkiler verilmesinden uzak durulması gerekiyor.

Atılım Atılgan, PhD.: Meslek yasasına göre odyolog tanımında “İşitme cihazı dener, uygular, belirler” gibi kesin ifadeler var. Yasanın çıkmasından önce Sağlık Bakanlığı tarafından sertifika programı açılmış, odyolog odyometrist olmayan kişilere işitme cihazı uygulama yetkisi verilmişti. Sertifika almış birisini dava etseniz kişi “Devlet bana bu belgeyi, uygulama yetkisini verdi” diyebilir. Oysa ki yasada yaptırım hükümleri de bulunuyor. “Kamuya kamu davası açılsa, kazanılır mı?” merak ediyorum.

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Belirsizlikler var. Önüne gelenin sertifika programı açmaması gerekir. “Ben yaptım oldu”dan uzak durulmalıdır.

Atılım Atılgan, PhD.: Bildiğiniz gibi bu sene Türkiye’de ilk defa İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi tarafından lisans programı açıldı. İlk kez başlamanın verdiği bir takım güçlükler, zorluklar olacaktır. Yavaş yavaş bu zorluklar aşılacaktır. Yıldan yıla geçtikçe eğitimin kalitesi yükselecektir. Sizce Türkiye’de odyoloji eğitimi nasıl olmalı?

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: 4 sene sonra odyoloji lisans programından mezun olan bir kişinin mezun olur olmaz herşeyden anlaması mümkün değildir. Öyle olsaydı, ABD’de, İngiltere’de, İsveç’te yüksek lisans programı, odyoloji doktorluğu (Au.D.) programı gibi bir program olmazdı. Bu programlar bize meslekte sürekli değişiklik olduğunu ve mezunların sürekli değişikliğe ayak uydurması için eğitimlerine devam etmeleri gerektiğini gösteriyor. Her zaman için bir üst düzey eğitim faydalı olacaktır. Bugün için ilk aşamada 4 yıllık bir üniversite eğitimi yeterli gözüyor. 4 yıllık lisans eğitimi içersinde son sene öğrenci mutlaka belli başlı kliniklerde eğitim almalı, pratiğe yönelik çalışmalar yapmalıdır. Fakat bu her klinikte olmaz. Örneğin ABD’de meslekte yeterlilikleri kabul edilmiş klinisyenlerin bulunduğu kliniklere stajyer öğrenci gönderilebilir. Herhangi bir klinikte değil, yol göstericinin olduğu yerde staj olmalıdır.

Atılım Atılgan, PhD.: Odyoloji öğrencisi, odyologu olmayan ya da yeni mezun olmuş odyologun yanında pratik yapmaya başlarsa o zaman uygun olmaz diyorsunuz.

Prof. Dr. Ferda Akdaş, PhD.: Olmaz. Yol gösterici birinin olduğu, deneyimli bir klinik odyologun olduğu hastanede pratiğini yapmalıdır. Bizde henüz akreditasyon yok. Bunlar da zaman içersinde yerli yerine oturacaktır.

Atılım Atılgan, PhD.: Sorularımızı cevapladığınız ve değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Bir Cevap Yazın